Loading
Işın Cem

Işın Cem

Kurucu

Yıl, 1969; haziran, temmuz, ağustos oldukça hareketli yeni bir dönem. Tiyatroyla ilgili yeniliklere kucak açtığım, kazanmak için çok çalıştığım bir dönem. Kurs bitti, şimdi sınav zamanı ve tek kadın oyuncu olarak sınavı kazandım. İki de erkek oyuncu; Erol ve Erdil. Şimdiki adı K.T Devlet Tiyatroları olan, o dönemdeki “İlk Sahne”ye oyuncu olarak alındık. O yıllarda kadın oyuncu olmak sahneye çıkmak zordu, ayıp sayılıyordu. Ancak ben severek ve cesaretle sahneye çıktım.

Sonrasında sayımız arttı. Konservatuvarın ardından gelen Yaşar ve Osman arkadaşlarla beraber oyunlarda oynadık. Avangart, deneysel, toplumsal, siyasal ve sosyal eleştirilere yer veren oyunlar oynamaya başlayınca idareyle ters düştük. Yaz döneminde “Vatandaş Oyunu”nu çalıştık ve prömiyeri büyük bir sinemada “Misirlizade’’de yaptık. Elimde bir tef, zurna sesi çıkaran Erol, sağımda Yaşar, en başta da Osman, davulla gelin havasını çalarak ve hep birlikte oynayarak sahneye girdik. O anda seyirciden müthiş bir alkış koptu. Bu olağanüstü bir moraldi hepimiz için. Oyun sürekli alkışlarla kesiliyordu. Oyun sonunda uzun süre alkışlandık. Oyun büyük bir yankı yaptı. Seyircinin beğenisi, bize devam etmemiz gerektiğini söylüyordu. İki arkadaşı (Yaşar ve Osman) vatan hainliği suçlamasıyla işten çıkarmış olsalar da, Bakanlık mensuplarının aynı gayeyle peşimizde olmasına rağmen bu bizi asla yıldırmadı.

Sn. Mustafa Akıncı’nın Lefkoşa Belediyesi bünyesinde tiyatroyu kurmasıyla, 1980’de Lefkoşa Belediye Tiyatrosu bünyesinde göreve başladık. Bugün bazı kişilerce vefasızca inkar edilmeye çalışılsak da, seyircimizin hala daha selamını almak unutulmadığımızın göstergesidir.

Oyunlarımızın, turnelerimizin ardı arkası kesilmedi. İnsanlar her yerde Belediye Tiyatrosu’nu ve bizleri tanıdı, sevdi, kabullendi. Çünkü oyunlarımız onlara hitap ediyordu, beğenilerini kazanıyordu. Acısı tatlısıyla, sıkıntısı güzellikleriyle, hala daha hatırlanan oyunlara emek verdik, seyircimiz de biz de çok mutlu olduk. Yıllar yılları kovaladı, zaman nasıl geçtiğini bilemedik.

Yarım asır, dile kolay tam 50 yıl. Nasıl geçti birdenbire, ancak yaşarken anlayabilir insan.

Şimdilerde Yaşar arkadaşım, Sevgili Fikret Demirağ hocanın şiirlerinden oyunlaştırdığı “Hüzün Ana ve Çocukları’’ oyununda benim de oynamamı istedi, ne yazık ki rahatsızlığımdan dolayı istemeye istemeye vazgeçmek zorunda kaldım. Kafam, yüreğim, gönlüm onlarla. Mükemmel bir oyun olacağından eminim. Şiirleriyle nasıl “Fikret Demirağ” ölümsüzse; bu oyun da oyunlaştıranı ve oynayanlarıyla hep hatırlanacaktır.

Tarihimize ve coğrafyamıza dair bir oyun, hayırlı uğurlu, üstün başarılarla dolu olsun.

Sizleri çok seviyorum, yüreklerinizden öpüyorum…